Posts

Kütleçekim Dalgalarının Keşfi Yalan Oldu

2014 senesinde çok büyük bir olay yaşandı. Einstein’ın Genel Görelilik teorisinin öngördüğü kütleçekim dalgalarının keşfedildiği duyrulmuştu. Bu aynı zamanda big bang genişlemesinden hemen sonra kısa süreli ve ışıktan hızlı kozmik genişlemeninde kanıtı olmuş oluyordu. Fakat bu yazımda da belirttiğim üzere (Higgs Bozonu Evreni Yoketmiş Olmalıydı – Kütleçekimsel Dalgalarının Keşfinde Sallantılar) bazı şüpheler oluşmuştu ve eleştiriler gelmişti. Yani keşif bir sallantı içerisindeydi. En sonunda da bu eleştirilerin haklı olduğu anlaşıldı.

planck-view-bicep2-field

Bu fotoğrafta ESO ( Avrupa Uzay Ajansı) Planck Uzay Teleskobu uydusunun, Antartika Biceps-2 teleskobunun görüntülediği alan ile aynı yeri göstermektedir. Planck görüntülerinde kanıtın aslında yıldızlararası tozdan kaynaklandığı tespit edilmiştir.
Fotoğraf: ESA/Planck Collaboration. Acknowledgment: M.-A. Miville-Deschênes, CNRS – Institut d’Astrophysique Spatiale, Université Paris-XI, Orsay, France

Kütleçekim dalgaları ile kozmik genişlemenin bağlantısını açıklayıp keşfin nasıl ortaya çıktığını hatırlatayım tekrar. Big bang genişlemesinden hemen sonra kısa süreli ama ışıktan çok çok hızlı bir genişleme olan kozmik genişlemenin olduğuna dair hipotez vardır. Bu genişleme eğer gerçekten olduysa kütleçekim dalgalarına sebep olacak ve bu kütleçekim dalgaları Kozmik Mikrodalga Fon Işımasında B-Mode denilen bir görüntüde kıvrılmalar ile tespit edilmesi gerekmektedir. Bu fon ışımasını iki ayrı teleskop bir süredir gözlemlemekteydi. İlki Planck Uzay Teleskobu ve ikincisi ise Antartika’da bulunan Biceps2 gözlem teleskobu. Mart ayında kütleçekim dalgalarının keşfi duyurulduğunda Planck teleskobu henüz gözlemlerini bitirmiş ama incelenmesi ve sonuçlandırılması bitmemişti.

Mart ayındaki bu keşfin açıklamasından hemen kısa süre sonra eleştiriler gelmişti. Fon ışımasındaki B-Mode görüntüsündeki kıvrılmaların Samanyolu Galaksisi’ndeki yıldızlararsı toz bulutunun sebep olabileceğiydi bu eleştiri. Bunu test edebilmek için Planck teleskobunun görüntülerinin işlenmesi beklendi. Ve beklenen sonuç geldi.

ESO (Avrupa Uzay Ajansı) Planck Teleskobu bilim insanları işlemlerin bittiğini ve B-Mode görüntüsündeki kıvrılmaların yıldızlararası tozdan kaynaklandığını belirttiler. Planck teleskobu daha büyük bir görüntüyü elde etmesi ile beraber bu görüntü, Antartika Biceps-2 Teleskobu’nun görüntülediği alanı da içermekteydi.

Ama bu demek değil ki kütleçekim dalgaları yok, kozmik genişleme çökertildi. Sadece halen ispatı keşfedilememiş oldu. Sonuçta çok zor tespit edilen fon ışımasının toplam ışığının sadece yüzde bir kaçını oluşturan bir bölümde kıvrılmalar aramak kolay değil. Özellikle bu ışımayı etkileyen yıldızlararası tozlar işin içindeyken.

Şimdilik şu yazılarım geçersiz olmaktadır. İleride tamamen çökmüş ya da doğru olmuş olabilir. Zaman gösterecek.

Kaynaklar:

Evidence for Cosmic Inflation Theory Bites the (Space) Dust
So, About That Huge Discovery Last Year About the Young Universe…
Evidence mounts for quantum criticality theory
BICEP2 Gravitational Wave ‘Discovery’ Deflates
Planck: gravitational waves remain elusive

Evrenin Zaman Çizelgesi -Bölüm 1-

Merhaba arkadaşlar. Bir süredir Big Bang’den günümüze evrenin gelişim ve evrim aşamaları hakkında yazmak istiyordum. Bu yazıyı hazırlarken iki bölüm halinde toplam 10 evreden bahsedeceğim. Bu iki bölüm bittikten sonra evrenimizin öngörülen geleceği ile ilgili ayrı bir yazı, en sonunda ise Big Bang ile ilgili daha detaylı bir yazı yazacağım. Evrenin zaman çizelgesi başlıklı yazı dizisi çok detaylı bir yazı olmayacak. Başlangıç amaçlı olduğundan, yıl yıl neler olduğunu anlatan bir metin değil. Daha çok Big Bang anı, ilk yıldız oluşumu, galaksiler, bulutsular ve devamı şeklinde evrelere böldüm. Daha detaylı halini, yani yıl yıl evrelendirilmiş versiyonunu ileride yazmayı planlıyorum. Hadi başlayalım.

Big Bang (Büyük Patlama)

Big Bang yaklaşık 13,87 milyar yıl önce gerçekleşti. Evren büyük bir karışıklık ile başladı ve uzay ve zaman oluştu. Tüm uzay, zaman, madde, enerji, entropi yani kısacası her şeyin kaynağı Big Bang’tir. Saniyenin ilk trilyonlarca trilyonlarca ve trilyonlarca küçük kısmında, evren Planck mesafesi dediğimiz bir mesafedeydi. Bu mesafe, atomun trilyonlarca trilyonlarca ve trilyonlarca kez küçük boyutudur. Daha sonra kozmik enflasyon denilen, akıl almaz hızda (yani ışıktan da hızlı) bir genişleme süreci başladı. Hayal etmesi zor da olsa, bu genişleme sürecinin büyüklüğünü aklımızda canlandırmak için, bir nanometrenin 250 milyon ışık yılına genişlediğini söyleyebiliriz. Bu kozmik enflasyon sonradan durdu ama Evren genişlemeye devam etti.

Evren genişledikçe ve soğudukça, simetri kırılmalarıyla 4 temel kuvvet ortaya çıktı. Bu kuvvetler yoluyla oluşan parçacıklar bir araya gelerek ilk hidrojenlerin, biraz helyumun ve çok az miktarda lityumun çekirdeklerini oluşturdular. Bu elementlerin yörüngelerinde elektronları yoktu; çünkü Evren o kadar sıcaktı ki, aşırı enerji yüklü elektronlar yerinde duramıyordu. Bu aynı zamanda ışığın, yani fotonların hareket etmesini de önlüyordu. Bu yüzden Evren’in ilk zamanlarında ışık yoktu, Evren opak bir haldeydi. Big Bang’den 350 bin yıl sonra Evren yeterince soğuduğunda, elektronlar çekirdeklerin etrafında yörüngeye girdi ve ışık ilk kez hareket etmeye başladı. İşte Mikrodalga Kozmik Fon Işıması dediğimiz şey, bu ilk ışıktır.

Bir diğer önemli de nokta da, başlangıçta Evren’deki madde ve anti-madde miktarının birbirine eşit olmasıdır. Bu ikisi bir araya gelerek enerjiye dönüşüp yok olurken, sebebi ve nasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde madde baskın çıkarak görülebilir evrenimizi oluşturdu.

İlk Yıldızların ve Galaksilerin Oluşumu

Evren genişliyor, soğuyor ve maddeler oluşmuş durumdayken, Big Bang anındaki çok küçük farklılıklar ve kütleçekimi sayesinde mevcut maddeler bir araya toplanmaya başladı. Bu şekilde ilk yıldızlar oluştu. İlk Nesil Yıldızlar diye adlandırılan bu yıldızlar devasa boyuttaydı. Daha sonra bu yıldızların da bir araya toplanmasıyla ilkel galaksiler, diğer bir adıyla kuasarlar oluştu. Yıldızlar, çekirdeklerinde hidrojeni helyuma, helyumu da üçlü alfa süreci ile karbona dönüştürerek element çeşitliliğinde artışa yol açtılar. Üçlü alfa süreci şu şekildedir: İki helyum atomu birleşerek berilyum atomunu oluşturur; daha sonra berilyum atomu bir helyum atomu ile birleşerek karbon atomunu oluşturur. Yıldızlarda meydana gelen bu süreç, artık füzyon yapılamaz noktaya gelene kadar (atom numarası 9 olan demir elementine kadar) devam edebilir. Sürecin hangi elemente kadar devam edebileceği yıldızın kütlesine bağlıdır. Demir elementinden sonra füzyonun devam edememe sebebi şudur; demir atomunu füzyon ile birleştirirseniz eğer, füzyon için gerekli olan enerji, füzyondan elde edilecek olan enerjiden daha fazladır. Bu yüzden ve yıldızın iç sıcaklığının yetersiz kalmasından demir elementinde füzyon gerçekleşmiyor. Füzyonun durduğu bu evrede yıldız süpernova patlaması yaşıyor.

İlkel galaksilerden söz ederken şu bilgiyi de es geçmemek gerekir: Zaman çizelgemiz değişmese de, bu dönemde günümüzdeki dev spiral galaksilere benzeyen, artık yıldız üretimi durmuş galaksiler de gözlemlenmiştir. Hiç var olmaması gereken bu galaksileri gözlemleyebilmiş olmamızın sebebi, o zamanlar birçok ilkel galaksinin yoğun bir şekilde çarpışması sonucunda yıldız üretiminin daha da hızlanması, buna bağlı olarak da yıldızlararası tozun bitmesi olabilir. Yıldızlararası toz bittiğinde bulutsular da oluşamayacağı için, yıldız üretimi durmuştur.

Eğer bu doğruysa, o zamanlardan gezegen ve biraz ilerisinde yaşam oluşma ihtimali de mümkün. Ama bu, sadece bir hipotezden ibaret. Bununla ilgili şu yazımı okuyabilirsiniz: Erkenden Ölmüş Galaksilerin Gizemine Bir Bakış.

Büyük Moleküler Bulutsular

Kartal Bulutsusu 3

Kartal Bulutsusu

İlk nesil yıldızlar ve ilkel galaksiler oluşurken bir yandan da yıldızlar arası uzayda maddeler toplanmaya devam ediyordu. Bu toplanmalar ile büyük moleküler bulutsular meydana geldi. Bu bulutsular galaksilerde yıldızlar arası uzayda bulunur. Galakside yeni oluşacak yıldızlar ve gezegenler için ham madde kaynaklarıdır. 300 ışık yılı genişliğindeki bir moleküler bulutsuda bizim güneşimiz gibi benzer 10.000 yıldız oluşturabilecek kaynak bulunmaktadır. Ama moleküler bulutsuların sadece %10′u yıldız oluşturmaya yetecek yoğunlukta olabilmektedir. Bu yeterlilik ise ortalama bir kaç yüzden bir kaç bin yıldıza değişiklik göstermektedir. Moleküler bulutsular dağılmadan 10 veya 100 milyon yıl bir arada bulunabilir.

Bulutsularda Yıldızların Doğumları

Yaratılış sütunları. Bu ismi almasının sebebi bir sürü yıldızın ondan doğmasıdır.

Yaratılış sütunları. Bu ismi almasının sebebi bir sürü yıldızın ondan doğmasıdır.

Büyük moleküler bulutsular oluştuktan sonra kütleçekimin etkisiyle kendi içinde topaklaşmalar oluşmaya başladı. Bu yoğunlaşma aynı zamanda ısıyı da artırdı. Isının artması ve yeterli yoğunluk ile hidrojen atomları birleşmeye, helyumu oluşturmaya başladı ve Önyıldız (protostar) dediğimiz oluşum meydana geliyordu. Bulutsular doğum sancıları çekiyordu. Fakat bu Önyıldız’lar görülebilir ışıkla görülemiyordu ve halen göremiyoruz. Çünkü etraflarını yoğun toz bulutu ile dolu olduğundan ışık bulutsuyu aydınlatıyordu sadece. Şu anda bu yıldızları kızılötesi teleskoplarla gözlemleyebilmekteyiz.

Yaşlı Yıldızlar ve Nükleosentez

İlk nesil yıldızlarımız evrenin kimyasını fazla değiştiremeden kısa ömürleri tükenmiş, patlamış ve ikinci nesil yıldızlar oluşmuş. Bu ikinci nesil yıldızlar kendi kütleçekimi altında büzüşmek ile çekirdeğindeki nükleer füzyonun ortaya çıkardığı enerjinin sebep olduğu dışarı itme kuvveti arasında bir denge kurarak ömrünü bu savaşa harcıyor.

Bir yıldızın parlaklığı, sıcaklığı, rengi, büyüklüğü ve yaşam süresi tamamen kütlesi ile ilgilidir. Küçük kütleli yıldızlar (ortalama güneşin 10da 1′i kadar) soğuyarak kırmızı cüce haline geldiler ve kim bilir kaç milyarlarca yıl boyunca yaşayacaklar. Güneşimiz ile benzer kütledekiler artık 10 milyar yıl hidrojen yakacaklar onlarda henüz bir değişim yok. Fakat daha büyük kütleli yıldızlar kısa ömürleri nedeniyle hemen yaşlanmış ve her yaktığı yakıtın katmanları çekirdeğin üstünde birikmiş durumda. Nükleosentez dediğimiz bu şekilde yakıtlarını füzyon ile birleştirerek yeni ve daha ağır elementler oluşturmasıdır yıldızın. Her yakıtın yıldızda, çekirdeğin üstünde bir katmanı olur. En yukarıda hidrojen olmak üzere aşağıya doğru helyum karbon olarak ilerler.

 

Yazımın 2. bölümünde ise şu başlıklar yer alacak.

  • Yıldızların Ölümü ve Yeni Elementler
  • Öngezegenimsi Diskler
  • Gezegenimsilerin Oluşması ve Öngezegenlerin Yoğunlaşması
  • Jüpiter, Dünya Gibi Gezegenlerin Oluşumları.
  • Yaşamın Kimyası

Higgs Bozonu Evreni Yoketmiş Olmalıydı – Kütleçekimsel Dalgalarının Keşfinde Sallantılar

2012 yılında CERN araştırmacıları higgs bozonunnun varlığını doğrulamışlardı. Higgs bozonu paçacık giziğinin standart modelininin en önemli ama keşfedilmemiş bölümlerindendi. Öyle ki eğer higgs bozonu olmazsa standart modelde kütle olması imkansız. Higgs alanında parçacıklara kütle kazanımını sağlayanlar higgs bozonudur. Daha detaylı bilgi için : Higgs Bozonu Higgs Alanı Nedir?

Londra Kralın kolejinden Robert Hogan ve Malcolm Fairbairn, higgs bozonu varlığının tahminlerden daha fazla etkileri olduğunu ve kararlı olan evrenin ilk saniyelerinde higgs bozonu yüzünden istikrarsızlaşacağı ve kendi içine çökeceğini düşünüyorlar. Çalışmaları 24 haziranda Physical Review Letters‘de ve Cornell Üniversitesi Kütüphanesi’nin Arxiv.org‘da yayınlandı.

Read more

Kütleçekim Dalgalarının Keşfinin Sonuçları – 2 – Kuantum Alanları, Higgs Alanı ve Şişme Teorisi

Bir önceki yazımda (Kütleçekim Dalgalarının Keşfi ve Sonuçları) kütleçekim dalgalarının ne olduğu, nasıl ortaya çıktığı, keşfi ve sonuçlarını açıklamıştım. Fakat sonuçları hakkında anlatmayı unuttuğum bir şey olduğunu farkettim ve bu yazıyı yazma kararı aldım. Hazırken higgs alanı ve şişme teorisinin arasındaki bağıntıyı da burada anlatmış olacağım.

Çoklu Evrenlere Gelen Destek ve Şişme Teorisi

Aslında çoklu evrenler teorisine genel destek kütleçekim dalgalarından gelmiyor. Bu destek şişme teorisinin kendisinden geliyor. Daha önceki yazımda belirttiğim üzere kütleçekim dalgaları şişme anından sonra olması düşünülüyordu ve bu ispatlandı. Dolaylı olarak şişme teorisi de ispatlandı. Şişme teorisi evrenin büyük patlama anından 10-32 saniye sonra ışıktan bile çok çok hızlı bir şekilde inanılmaz büyüklüklere genişlemesidir. Bunu biraz daha detaya inerek açıklamak gerekiyor.

Read more

Evrenin Olası Sonları

Eğer bilim insanlarının evrenin başlangıcı dışında tartışmayı sevdikleri başka bir konu varsa özellikle bu evrenin olası sonlarıdır (tabi her şeyin teorisi gibi şeylerde var aslında ya neyse). Normalde dünyadaki yaşamı daha biz ne olduğunu anlamadan sonlandırabilecek bir sürü olay mevcut aslında, örneğin en son Rusya’ya düşen meteor gibi ama evrenin sonu farklı bir durum. Evrenin sonu dünyanın sonuna göre daha zor ve tahmin edilmesi zordur aslında ama bu bizi tahminler yapmaktan alı koymayacaktır özellikle komplo teorisyenlerini (-_-). Neyse… Öncelikle evrenin sonu hakkında gerçekliğe yakın bir yorum yapabilmek için şunları bilmek gerekiyor.

  • Evrenin genel şekli.
  • Evrenin yoğunluğu.
  • Evrenin ne kadarı gerçekten karanlık enerjiden oluştuğu.

1- Büyük Yırtılma

Büyük Yırtılmanın aşama aşama durumlarını anlatan bu resimde, her aşamada neler gerçekleştiğini ve evrenin sonunda ne olduğunu görebilirsiniz.

Büyük Yırtılmanın aşama aşama durumlarını anlatan bu resimde, her aşamada neler gerçekleştiğini ve evrenin sonunda ne olduğunu görebilirsiniz.

Az buçuk astronomi ile ilgileniyorsanız karanlık enerjiyi ve evrenin genişlemesine olan etkiyi biliyorsunuzdur. Karanlık enerji yüzünden evren giderek hızlanarak genişlemektedir. Bu genişleme bir gün öyle bir noktaya gelecektir ki galaksiler, yıldızlar, gezegenler hatta atomlar kendilerini bir arada tutamayacak ve parçalanacaktır. İşte buna büyük yırtılma deniliyor. Tam detaylı açıklaması ise şöyle. Eğer evrenin yoğunluğu kritik yoğunluk dediğimiz yoğunluktan daha az ise evren sonsuza dek genişlemeye devam edecek ve çok yüksek hızlara vararak az önce dediğimiz olay gerçekleşecek. Tabi eğer bu yoğunluk kritik yoğunluktan fazla ise evrenin kendi içine çökeceğini dememe gerek yok tekrardan. Dartmouth kolejinden Robert Caldwell’e göre bu olay gerçekleşirse ortalama olarak Büyük Patlama’dan 22 milyar yıl sonra gerçekleşecek. Tabi bu sırada güneş hidrojen yakıtını bitirmiş ve kırmızı dev sürecine geçmiş olacaktır. Eğer o zamana kadar hayatta kalabilirsek dünyanın parçalanması büyük finalden tam 30 dakika önce gerçekleşecek onun dediğine göre.

2- Büyük Donma

Büyük Donma modeli en olası görülen evrenin sonu modellerindendir.

Büyük Donma modeli en olası görülen evrenin sonu modellerindendir.

Bu senaryomuzda ise teorimiz karanlık enerjinin doğasına göre şekil buluyor ve evren bir önceki teorimizdeki gibi genişlemeye devam ediyor. Giderek artan hızlarda galaksiler birbirinden hızla uzaklaşıyor fakat yırtılma gerçekleşmiyor. Aynı zamanda evrendeki ısı da bu uzaklaşma ile aynı şekilde dağılıyor. Evren giderek soğuyor ve soğuyor en sonunda da mutlak sıcaklığa düşerek artık evrende hiç bir iş yapılamaz hale geliyor. Tabi bu sırada galaksilerdeki yıldız üretimi için gerekli olan gazlar, bulutsular da tükendiği için tüm yıldızlar yavaş yavaş sönüyor ve yeni yıldız üretimi de sonlanıyor. Işık kaynağını da kaybedince karanlık ve soğuk bir evrenle karşı karşıya kalıyoruz. Evren bu noktada maksimum entropiye ulaşmış oluyor. Bu hem benim hem de bir çok bilim insanının  olasılığı en fazla olan evrenin sonu teorisi olarak görülüyor.

3- Büyük Çöküş

Bu resimde kritik yoğunluğa göre büyük çöküşünde içinde bulunduğu olasılıkları görüyoruz.

Bu resimde kritik yoğunluğa göre büyük çöküşünde içinde bulunduğu olasılıkları görüyoruz.

Bu model ise büyük yırtılmanın tam tersi olarak görülür. Çok büyük bir zaman sonra (büyük olasılıkla trilyonlarca yıl sonra) eğer evrenin yoğunluğu kritik yoğunluktan fazla ise genişleme yavaşlayarak duracak. Daha sonra ise evren büzüşmeye yani kendi içine çökmeye başlayacak. En sonunda ise Büyük Patlama anındaki o tekilliğe geri dönecek. İşin garip yanı böyle bir şey daha önce de gerçekleşmiş olabilir. Bazı bilim insanları Büyük Patlama’nın periyodik bir döngü olduğunu ve evrenin her genişlemeden sonra tekrar içe çökerek Büyük Patlama anını periyodik olarak yaşadığını ileri sürmüştür. Buna evrenin nefes alış verişi diyebilirsiniz. Büyük çöküş nefes almak ve Büyük Patlama ise nefes vermek olarak görülebilir. Fakat devamlı artan entropi bunu belli bir sayıdan daha fazlasına imkan vermeyeceğidir.

4- Büyük Slurp

Bu modelin çevirisini tam olarak yapamadım. Slurp köpürdeterek içmek ve ağzını şapırdatmak anlamına geliyor. Oysaki modelimizin onla bir alakası yok.
Modelimize dönecek olursak bu aralarında en yenisi ve garibi diyebiliriz. Öncelikle 2013 yılındaki higgs bozonunun bulunuşunu duymuşsunuzdur eminim. Hatta bizim kanallarda alakasız insanlar bunu tartışmaya yeltenmişti !… Bu model kısaca eğer higgs bozonu çok ağırsa ve evrenimiz bir kuantum dalgalanmasının oluşturduğu bir baloncuktan ibaret ise evrenimiz çok dengesiz bir durumda olacaktır ve higgs bozonunun kütlesi en ufak bir değişiklikte oluşturduğu balonda bulunan her şeyin kütlesi milyonlarca kez artacaktır. Bunun etkisi evrenimizi ışık hızı ile büyüyecek ve hatta büyüyor bile olabilir. Böyle bir durum olduğunda ışık hızı sınırı yüzünden fark edemeden yok olmuş oluruz. Çünkü böyle bir kütle artışı ile evren kendi içine çökecektir.Daha detaylı bir yazım mevcut bununla ilgili. Onun ismi ise Evren Her An Çökebilir! Belki de Yarın.

Kaynaklar:
About.com/physics – Big Crunch
About.com/space – Visual Timeline of the Universe
Universe Today – What Is The Big Rip?
Universe Today – Big Freeze
Wikipedia – Future of an expanding universe

Erkenden Ölmüş Galaksilerin Gizemine Bir Bakış

Danimarka’dan bilim insanları Büyük Patlama’dan 3 milyar sonra varlığı keşfedilen 3 adet galaksi ile erkenden ölen galaksilerin gizemini keşfetmişlerdi. Şimdi ise evrenin ilk anlarındaki kozmik çarpışmalar erkenden yaşlanıp artık yeni yıldız üretemeyen ölü galaksiler oluşmasına sebep olduğunu düşünüyorlar.

Bu gizem Copenhagen üniversitesinde Niels Bohr enstitüsünde evren daha 2-3 milyar yıl yaşındayken keşfedilen galaksiler ile başlamıştı. Bu galaksiler bugünkü yaşlı, büyük ve yıldız üretimini bitirmiş ölü galaksiler gibi olmasından dolayı tam bir muamma içerisindeydi. Bir galaksinin ölümü yıldızlararası tozunun biterek yeni yıldız üretimi yapamaz olmasından dolayıdır. Normalde çoğunluğu büyük spiral veya devasa eliptik galaksilerdir. Galaksiler belli zamanlarda yerel gökada kümelerindeki diğer galaksilerle çarpışarak bu ham maddesi olan yıldızlararası tozu bulutsuları yenileyerek yıldız üretimine devam eder. Fakat eninde sonunda bu ham maddeler bitecek ve tüm galaksiler ölecektir.

İlk yıldızlar çok erken zamanlarda Büyük Patlama’dan 200 milyon yıl sonra hidrojen ve helyumdan oluşmaya başlamıştı. Bilim insanları çok erkenden yıldız üretimini bitirmiş büyük ölü galaksilerin bu zamanlarda bebek galaksilerin diğer bebek galaksilerle çarpışarak daha büyük galaksilere ve bu büyük galaksilerin de diğer galaksilerle çarpışarak daha da büyümesine ve her çarpışmada daha çok yıldız üretimine sebep olarak bu hale geldiği düşünülüyor. Çok fazla çarpışmadan dolayı 40 milyon yıl gibi bir süre içerisinde ham maddesini yıldızlara dönüştürerek bitiriyor ve erkenden yaşlanıp ölmüş galaksiler oluyorlardı. Ve daha evren 3 milyar yaşında iken büyük galaksilerin yarısının çoktan oluşup öldüğünü görebiliyoruz.

Evrenin erken zamanlarında bebek galaksilerin bir çok kez çarpışması ile bu galaksilerin yıldız üretim maddelerini çok çabuk bitirdiğine inanılıyor.

Evrenin erken zamanlarında bebek galaksilerin bir çok kez çarpışması ile bu galaksilerin yıldız üretim maddelerini çok çabuk bitirdiğine inanılıyor.

Evrenin Erken Zamanlarında Yaşam Olasılığı!

Bu sadece bununla kalmıyor tabi. Normalde ilk yıldızlar hidrojen ve helyumdan oluşan ve onları çekirdeklerinde nükleer füzyon ile yakan yıldızlardı. Bu yıldızlara 1. nesil yıldızlar deniliyor. (GÜneş ya 2.ci ya da 3.ncü nesil tam hatırlamıyorum). Bu nükleer füzyon sırasında daha ağır elementler oluşur ve daha fazla nükleer füzyon yapamayan bu yıldızlar değişik patlama tipleri geçirerek yeni yıldızların oluşumu için bulutsular, gezegenimsi bulutsular gibi ham maddeleri oluştururlar. Ama her defasında giderek daha da ağırlaşan elementler ile. Normalde bildiğimiz süreçteki yıldız oluşumları ile bu ağır elementler ile gezegen oluşumları çok çok sonra oluşur. Fakat bu galaksilerin hızlı oluşumu ile ağır elementler daha da hızlı olacağından gezegen oluşumları da tahmin ettiğimizden daha erken oluşmuş olacaktır. Hatta belli bir zaman sonra bu gezegenlerde yaşam oluşması bile muhtemel olabilir.

Bundan emin olmak için 10dan fazla 10-12 milyar ışık yılı uzaklıktaki galaksilerin ışık tayflarını incelediler. Normalde elementler kendilerine foton çarptığında belli tayfdaki bir fotonu geri gönderirler. Ve buna göre filtreleme yaparak uzaktaki yıldızların, bulutsuların, gezegenlerin, galaksilerin içeriklerinde neler olduğu tespit edilebilir. Aslında gördüğünüz o renkli uzay resimlerinin hepsi bu şekilde filtrelenmiştir. Görülebilir ışıkla filtrelenen resim çok azdır aslında. Bilim insanları bu incelemelerde ağırlıklı olarak hafif elemenler görselerde bir kaçında yıldızlararası tozda ve yıldızlarda ağır elementlere rastladılar. Özellikle galaksilerden bir tanesi çok fazla ağır elementlere sahipti ki bu da evrenin erken zamanlarında gezegenlerin oluşumuna ve hatta yaşamın oluşuma uygun olduğunu gösteriyor.

Kaynak:
  • University Of Copenhagen – Baby galaxies grew up quickly
  • Monthly Notices Of The Royal Astronomical Society Letters – On the sizes of z≳2 damped Lyinline image absorbing galaxies